DOKUZ YÜZ ADIMDA DOKUZYÜZ YILLIK ŞAHESESERLERDEN, İKİ YÜZ PATLAYICI İLE YOK ETTİĞİMİZ TAHTA KALE HAMAMI ÜSTÜNE...
YSK, 31 Mart 2024 Mahalli İdari Seçimleri’nin iptaline yönelik yapılan itirazı reddetti

--- ELLİ YIL SONRA GÜNEYDOĞU ANADOLU’MUZ GEZİSİ ÜSTÜNE - Cafer AKIN --- 22 Aralık 2025
Dostlarım, St. Agustine: “Hayat bir kitaptır ve gezip görmeyenler hep aynı sayfayı okur“ diyor. Biz de yaşı ömrünün son demine gelmiş 1965-1975 yılı Tokat Öğretmen Okulu mezunlarının geleneksel hale getirdiği: “24 Kasım Öğretmenler günü”müzü, otuz dört gönül dostuyla, Mardin Midyat’ta kutladık. Emekli öğretmen Sayın Pakize Hatipoğlu’nun organize ettiği buluşma 21 kasımda Mardin’de başladı. Otelimize girişte bizi mutlu eden ilk izlenim, otel tamamen kültür amaçlı gelenlerle dolu…
21 Kasım Pazar İlk gezi durağımız Mardin’e 3 km doğusunda 5 y.yılda yapılan Deyruzzaferan Manastırı. Manastır dört bölümden meydana geliyor: Mor (Aziz) Hanaryo Kilisesi, Azizler Evi, Meryem Ana Kilisesi ve Güneş Tapınağı. Kuruluş amacı Süryanilerin her türlü dini ve geleneksel ihtiyaçlarının karşılanması. Çok temiz ve bakımlı Kilise'de ayrıca İngiliz Kraliçesi Victoria’nın hediye ettiği iki matbaa 1889’dan 1969 yılına kadar kullanılmış. Süryanice, Osmanlıca ve Türkçe eserler basılmış. Ayrıca “Hayat“ adlı bir süreli dergi çıkarılmış. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün isteğiyle Cumhuriyetimizin ilk yıllarında, bölgenin ihtiyacı bütün matbuat burada basılmış.

Manastır ziyareti bittikten sonra rehberimiz eşliğinde Dara Antik Kenti’ne gidiyoruz. Antik kent 491-515 yılları arasında Doğu Roma tarafından Sasaniler’e karşı korunmak için yapılmış garnizondur. Kale, sarnıç ve zindandan oluşur. Perslerle yapılan savaşta ölen 3000 askerin kaya mezarlığıdır. Antik kentte, Dara Köyü tarihi eserlerin üstüne kurulmuş. Avludan girince akraba evleri iç içe… Köyde taziye çadırı vardı. Taziye diledikten sonra elli yıl önce Mazıdağı’nda çalıştığımı söyledim. Güzelce sohbet ettik. Kadınlar dahil çok güzel Türkçe konuşuyorlar. Giyimleri çok modern… Alışveriş yaptıktan sonra otelimize dönüyoruz…
22 Kasım Pazartesi Güne, Kasımiye Medresesi’ni ziyaretle başlıyoruz. Medresenin inşaatı Artuklu döneminde başlamış ve Akkoyunlu Hükümdarı Cihangiroğlu Kasım döneminde 1457-1502 yıllarında tamamlanmıştır. İki katlı, açık avlulu düzgün kesme taştan yapılan medrese süslemeleriyle ünlüdür. Camii ve türbe ile bir külliyedir. Avlusunda çeşme ve büyük bir havuz vardır. Çeşmeden çıkan su doğumu, döküldüğü yer gençliği, ince uzun yol olgunluğu, suların bir havuzda toplanması ölümü temsil ediyor. Bu kültürel değer şiirimizde de çokça konu olmuştur. Su Kasidesi, Sakarya Türküsü gibi… Şimdi Artuklu Üniversitesi tarafından: “Bilim Müzesi“ olarak kullanılıyor.
Medreseden Eski Mardin’e geçiyoruz. Sanki yılların hasreti bitmiş gibi çarşılar cıvıl cıvıl… Çok hareketli… Bizim gibi binlerce ülkem sevdalısı turlarla burada…Mağazalarda Uzak Şehir dizisi giysileri ve hediyelik işyerleri yok satıyor… İkram çok. Kahve, mavi badem şekeri vs… alıyoruz. Dar sokaklarda çöp eşeklerini görmedik ama çocuk sokak müzisyenleri eşliğinde bayram çocukları gibi eğlendik…
Eski Mardin evlerine bakınca eyvah diyorum. Aklıma Falih Rıfkı Atay geldi. “Rio’da Gördüklerim“de diyor ki: “Ah İstanbul ne güzel olurmuşsun. Onlar Rio’da neyi korudularsa biz İstanbul’da onu yok etmişiz.” Şimdi de plansız rezidans kirliliği…. Kafa aynı… Mardin’de de aynı felaket… Tarihi evlerin arasına kireç boyalı korkunç evler yapılmasına göz yummuşlar… Keşke dış cephe taş kaplama mecburiyeti olaydı ne güzel olurdu… Unesco bu kirlilikten dolayı değerlendirmeye almıyor…
Yeni Mardin şantiye gibi… Çok modern binalar yapılıyor ama Mardin taş kültürü örneği çok az…

23 Kasım Salı Sabah, Diyarbakır Zerzevan Kalesini ziyaret etmek üzere Mardin’den ayrılıyoruz. Zerzevan Kalesi Roma İmparatorluğu’nun sınır garnizonu olarak kurulmuş 40.000 kişinin yaşadığı devasa bir yerleşim yeri… Tapınaklar, kale, sarnıçlar ki yüzlerce, yer altı kiliseleri, evlerden ve idari merkezlerden oluşuyor. 124 m yüksekte olan antik kent Unesco Dünya mirası listesinde. Kültür ve Turizm Bakanlığı’mız çok güzel sosyal tesisler yapmış. Arkeolojik çalışmalar ve onarımlar devam ediyor.
Huzurlu yolculuğun ikinci durağı Diyarbakır Gazi Köşkü… İki katlı 15 yüz yıldan kalma bu eser Semanoğlu Köşkü olarak anılıyordu. 16 Kolordu Komutanı Mustafa Kemal Paşa 1. Dünya Savaşı sırasında bu binada 2 yıl kalmış. 1937 yılında Belediye tarafından satın alınarak Atatürk’e hediye edildi… İki katlı binanın alt katında Kasımiye Medresesi’nde gördüğümüz su geleneği vardır. Ata’mızın eşyaları sergilenen köşkün etrafında halka açık çokça sosyal tesis yapılmış…. Hevsel Bahçeleri’nden geçerek Diyarbakır Ulu Camisi ve Cahit Sıtkı Tarancı Müzesi’ne geçiyoruz. Etrafı surlarla çevrili dört kapısı olan şehre Mardinkapı’dan giriyoruz. İlk tespit elli yıl önce surlara bitişik yapıların hepsi yıkılmış. Çok güzel olmuş…
Ulu Camii, Selçuk Sultanı Melik Şah tarafından yaptırılmıştır. Dış cephesi Kur’an- Kerim’den ayetlerle süslenmiştir. Aynı zamanda hayvan kabartmaları da var. Avlusunda bulunan 900 yıllık kum saati El Cezire’ye aittir. Ulu Camii ve çevresi şehrin kalbidir.
Camiden yanında ki Cahit Sıtkı Tarancı müzesini geziyoruz. Müze çok güzel planlanmış… Tarancı’nın kısa hayat hikayesini yansıtan eşyaları inceledik. Ayrıca Diyarbakır’lı Ali Emiri Efendi’yi, Süleyman Nazif’i, Ziya Gökalp’i, Ozansoy ailesini, Orhan Asena’yı ve Sezai Karakoç’u da rahmetle anıyorum. Atamızın: ”Benim bedenimin babası Ali Rıza Efendi, hislerimin Namık Kemal, fikirlerimin babası Ziya Gökalp’tir.” dediği meşhur sözü hatırlıyorum….

Müzeden sonra dört ayaklı minare ve yanında ki kiliseleri gezip Hasankeyf’e geçiyoruz. Bir çok uygarlığa ev sahipliği yapmış Hasankeyf 12.000 yıllık bir tarihe sahip. 1515’de Osmanlı egemenliğine dahil olmuş. Açıkhava müzesi bir kent. Son yıllarda Ilısu Barajı ile gündemde olan kentte taşınabilecek eserler yüksek teknoloji ile 3 km. uzaklığa taşındı. Minareler ise tek tek sökülüp yerine yeniden konuldu. Dört bin nüfuslu ilçe halkına yapılan çevreyle uyumlu yeni evler çok mükemmel… Büyük millet ve büyük Devlet olmak bu eserlerde görülüyor. Hele yeni çevre düzenlemesi muhteşem…
Hasankeyf’ten Midyat’a geçiyoruz. Gelüşke Han’da yapılacak eğlencemiz bir gün önceye çekilmiş. Soğuk bir hava ama ortam çok sıcak… Sıra gecesi, yemek ile devam ediyor. Eğlenceye yöre aileleri de katılıyor… Sonra oyunlar, halay ve reyhani…. Çok güzel. Gece otelin ikramı pasta kesimi ile bitiyor.
24 Kasım Çarşamba Sabah gezimiz Midyat ilçe merkezini gezmeyle başlıyor. İlk dikkati çeken anıt kavşaklar. En büyüğü dört köşe. Birinde camii, birinde kilise, birinde tavus kuşu, diğerinde Türkiye haritası. Anlamı müslümanlar, hristiyanlar ve ezidiler ülkemde huzur içinde yaşıyorlar… Ülkemde yaşayan 23 etnik grup ve inançlarla hep beraber Türkiye’yiz mesajını veriyorlar. İlçe çok temiz ve insanları çok mutlu… Kuyumcuları gezip alışveriş yaptıktan sonra Uzak Şehir dizisinin çekildiği sokağa gidiyoruz. Çekim olduğu için platoya giremiyoruz. Gezimize ezidi Köyü’nde devam ediyoruz. Ezidi inancının öncüsü Müslüman sufi Şeyh Adiy (1072-1162) öğretisidir. Köyde iki aile yaşıyor ama nerede ölürseler ölsünler defin köyde yapılıyor. Çokça anıt mezar ve tepede tapınakları var.
Ezidi Köyü’nden 15 km. uzaklıkta ki Mor (Aziz) Gabriel Manastırı’na geçiyoruz. Mor Şemun tarafından 397 yılında yapılan manastır bu gün dünyanın faal en eski manastırı. Çok gösterişli bir mimarisi var. Her tarafı çok temiz. Manastırın rehberi sunum yapıyor. Yanındaki Süryani Köyü’nde 150 vatandaşımız yaşıyor.

Manastırdan Nusaybin’e geçiyoruz. Suriye’ye sınır ilçeden Kamışlı bir mahalle gibi görünüyor. Şehir turundan sonra alışveriş yapıp Midyat’a dönüyoruz. Yolların kalitesi hep dikkat çekiyor. Tokat’tan Nusaybin’e kadar yollar ya duble ya da otoban… Köye dönüşler çok hissediliyor. Köyler şantiye gibi… Villa tarzı evler yapılıyor… Sanayi siteleri çok canlı… Yollar tur otobüsleri ve tırlarla dolu…. Sabah, hava yoluyla gidecek gönül dostlarımızı, 2026 yılında buluşmak üzere vedalaşıp Mardin’e bıraktık. Bu güzel turu organize eden Sayın Pakize Hatipoğlu’na ve tur sorumlusu Necla Kalpakçı’ya teşekkür ettik. Gündüz yolculuğumuzda Hazar Gölü’nü, Elazığ’ı, yeniden can bulan Malatya’yı gördük…
Yol boyu, cennet ülkemizin tamamının tasvip etmediği ve onaylamadığı sıkıntıları yıllarca niçin yaşadığımızı düşündüm… Cevabı Kızılderili atasözünde: “Beyaz adam, çatal dille konuşur.” Beyaz adam bir dili ile başka; diğer diliyle başka konuşur. Yılan da çatal dillidir…
Keşke, İngiliz ajan beyaz kadın Gertrude Bell Suriye ve Irak sınırını hukuka ve kurallara uygun çizseydi….
Keşke, Beyaz adamlar, Kerkük ve Musul’u Türkiye’ye vermemek için binlerce Dersimli, Diyarbakırlı ve Hakkarili vatandaşımızın ölümüne sebep olan isyanları çıkartmasalardı…
Keşke, beyaz adamlar Fulbright anlaşmasıyla eğitim- öğretim politikamızda etkileyici olmasalardı…
Keşke, beyaz adamların onayladığı ihtilallerle binlerce nitelikli gencimizi kaybetmeseydik ya da beyin göçüne sebep olmasalardı…
Keşke, beyaz adamlar huzur ve güvenimizi yok eden unsurları terörist ilan edip başlarına ödül koyarken; Suriye’de ki kuyruklarına, 2026 yılında 135 milyon dolar vermeselerdi… Beyaz adam 102 yıllık huzurumuzu çok görüyor. Ama bilsinler ki onların her iki dilini de artık okuyor ve “HAYIR” diyoruz.
Hayır diyebilen Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşamak, gezmek ve görmek ne güzel…
Artık hayatın her sayfasını okumak ne güzel…
NE GÜZEL…
NE GÜZEL…
Cafer AKIN - 22 Aralık 2025