ULU ÖNDER ATATÜRK VE TÜRK GENÇLİĞİ ÜSTÜNE

19.05.2026 - Salı 01:48

♦♦♦...Yine milli birliğimizin ve beraberliğin kaynağı olan eğitim kurumlarımızın geleneksel yapısına, ruhuna ve hatırasına uygun: “Gençlik Haftası”nı kutlasaydık ne güzel olurdu… Ne güzel olurdu♦♦♦

Genç ve kendini genç hisseden kardeşlerim, Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’mızın 107. yılı kutlu olsun…

Ulu Önder: “Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize görecekleri öğrenimin sınırı ne olursa olsun ilk önce, her şeyden önce, Türkiye’nin istikbâline, kendi benliğine, milli geleneklerine düşman olan bütün unsurlarla mücadele lüzumu öğretilmelidir.” dediğinde henüz Cumhuriyet ilan edilmemişti…

Yine: “Düşman süngüsü altında milli birlik olmaz.” dediğinde henüz Cumhuriyet ilan edilmemişti…

İleriyi gören Ulu Önder milli birlik ve beraberlik için: ”Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trabzonlu, Trakyalı, Makedonyalı hep bir ırkın evlatları, hep aynı cevherin damarlarıdır. Öz kardeş olan Türk ve Kürt arasına nifak sokmaya çalışan; her türlü nefrete layıktır.” derken henüz Cumhuriyet ilan edilmemişti…

Özellikle istikbâlimize, milli benliğimize düşman olan dış ve iç yıkıcı uzantılarına karşı Cumhuriyetimizi ilelebet koruma görevini şanlı Türk gençliğine vermiştir. “Ey Türk Gençliği“ diye başlayan Nutuk’un son bölümü bu yönüyle çok anlamlıdır…

Ne yazık ki Atamızın, Gençliğe Hitâbesi’nde belirttiği bütün ön görüler maalesef gerçek olmuştur…

Bunu yıllar öncesi hisseden Atamız; fikirlerini halka ulaştırmak için Ülkü Dergisi’ni çıkartma talimatını vermiştir. Kendisi de bu derginin yazarları arasındadır. Amacının: “Ülkü olan kutsal kültürümüzü yaratmak için kutlu verimler...” olduğunu belirtir…

Özellikle, hedeflenen Atatürk ilke ve inkılâpları’nı ideoloji olarak benimseyen alt yapıyı, Ülkü Dergisi’nin donanımlı ve ileri eğitimli şair ve yazarları kurarlar…

Yıl 1921… Henüz Cumhuriyet kurulmamış ama Atatürk ve arkadaşları 'Maarif Kongresi'ni düzenler. Hasan Ali Yücel, Mustafa Necati, Reşit Galip ve Saffet Arıkan’a 17 Nisan 1940 yılında faaliyete geçecek “Köy Enstitüleri“ projesini gerçekleştirme görevi verilir. Gençleri yerinde eğitme modeli tamamen milli ve moderndir. Yaparak yaşayarak öğrenme ve öğretme esasına dayanır. Öğretmen ve öğrencilerin beceri ve gayretleriyle 21 Köy Enstitüsünü ihya ederler. Bu okullardan 18756 öğretmen, üç yıllık köy okullarına 8756 eğitmen ve 7300 sağlık memuru yetişir. Üstün yetenekli ve zekalı öğrenciler mezuniyet sonrası 'Yüksek Köy Enstitüsü'nde eğitime devam ederler. Bu Türk modeli ve eğitim harikası olan okulları ziyaret eden ABD’den Diclerman, Kate Vixon Wofford modele hayran kalırlar. Bu hayranlık kapatılsın demektir… Beşinci kol faaliyetleri başlar… Telafi ve tedavi yerine ideolojik saplantılar, karma eğitim gibi yumuşak ve asılsız isnatlarla okullar 1948'de eğitimini sonlandırır. Bu siyasi dayatma ve hata Atatürkçü Türk gençliğinin yetişmesine vurulmuş en büyük darbedir.

Türk gençliği bu darbenin şokunu atlatamadan Türkiye, ABD ile 1949 yılında 'Fulbright Programı'nı imzalar. Çekilme şartı ve süresi olmayan bu anlaşma görünüşte karşılıklı öğrenci değişimini amaçlar. Ama ilk icraatı Köy Enstitüleri kanunla kapanır. Yerine açılan Öğretmen Okulları ve Yüksek Öğretmen Okulları aynı kaderi paylaşır. Sonra lise sonra da Anadolu Öğretmen Liseleri hayat hakkı bulamaz...

Türk gençliğini nitelik ve milli ve evrensel değerlerden yoksun yetişmesini planlayan bu proje ile Türk Eğitim Modeli hep engellenir. Sık sık sistem değiştirme, 40 günde öğretmen yetiştirip atama, Mühendislik, iktisat, turizm, iletişim ve veteriner eğitimi almış on binlerce kişiyi öğretmen olarak atayan siyasi yapılar bu gün sınavlarda sıfır çeken yüz binlerin katilleridir. Geleceğimizi yok eden Türkiye ve Atatürk düşmanlarıdır. Gençliğe Hitabe'de belirtildiği gibi…: “İhanettir“

Yıl 1960, Atatürk gençliği bir darbe daha alır. O yıllar Harbiye mezun vermez ve 13 martlarda genç subaylar Ulu Önder’in Harbiye numarası 1283 okunamadığı için “İçimizde” diyemezler. Dünyaya demokrasiye geçiş sözü verenler Türkiye için büyük şans olan hukuk ordinaryüs profesörü Cumhurbaşkanı adayı Ali Fuat Başgil, Orgeneral Sıtkı Ulay tarafından: “Eğer cumhurbaşkanı adayı olursanız hayatınızı garanti edemeyiz.” diyerek tehditle adaylıktan çekilmesi sağlanır. Bu karara iki yüzlü batıdan hiç tepki gelmez. Böylece askeri vesayet kalıcı hale gelir… Yine genç kuşaklar hep bedel öder. Ama Atasına ve Gençliğe Hitabe'ye sahip çıkarak…

Yıl 1961, ABD Kongresi “Barış Örgütü” yasasını onaylar. Amaç Amerikan Milleti’ne karşı dünyada dostane anlayış geliştirmek. Asıl amaç ise on binlerce işsiz Amerikalıyı dost ülkelere göndererek istihdam sağlamak…

Türkiye’de de, 1960 Askeri yönetimi bu programa katılma kararı alır ve 1962-1971 arası ülkemde 1960 Barış Gönüllüsü yani CIA ajanı görev yapar. Bunlardan Joseph Stork, Havard İra Leshtz, Jerry Scipper ve Janet Scipper Tokat’ta öğretmenlik yaparlar!

Görünüşte öğretmen ve sosyal çalışmacı olarak görev alan bu ajanlar ideolojik ve etnik kamplaşma, ayrışma ve hedef kitle olarak Atatürk gençliğini böl, parçala, yut taktiği ile yok etmeyi amaçlarlar. Gençliğe hitabede belirtilen; harici bedhahlar (kötü niyetliler) 1972 ve 1980 yılında beş bin üstün nitelikli gencimizin ölümüne ve on binlerce gencin hapis oyunuyla hayattan koparılmasına sebep olurlar…

Yine Atamızın belirttiği ve ön gördüğü: ”Öz kardeş Türk-Kürt arasına nifak sokmaya çalışan …” Üst akıl İngiltere; uygulayıcı ABD, Fransa, Almanya, Rusya ve küçük silah tüccarları yıllarca kardeş kanının akmasına ve on binlerce çocuk, kadın, sivil gencin katili oldular. Annelerin göz yaşı hiç dinmedi… Şehit bayrakları hep gönderde… Dış mihraklar ve yıkıcı iç yandaşları kara para ve uyuşturucu trafiğini yaşattıkları taşeron örgütle yürütürler… Ama bitti…

Şunu açıkça belirteyim ki dünyada hiçbir terör yapılanması kendi ülkesinin değerlerini ve bayrağını hedef almaz. Atamızın Gençliğe Hitabe'de belirttiği: “Kişisel çıkarlarını düşmanların siyasi amaçlarıyla birleştirmiş olabilirler…” öngörüsü 2026 yılında bir üniversitemizde yüce Türk Bayrağımıza yapılan saldırıyı yapan gençleri görüyoruz.

Gençliğimiz Atamıza borcunu böyle ödemeseydi ne güzel olurdu…

Yine milli birliğimizin ve beraberliğin kaynağı olan eğitim kurumlarımızın geleneksel yapısına, ruhuna ve hatırasına uygun: 'Gençlik Haftası'nı kutlasaydık ne güzel olurdu…

Ne güzel olurdu…

Gençliğimize, kılık ve kıyafette rol model öğretmenlerle, eşit ve akılcı ölçme ve değerlendirme ile gerçek başarılarını yansıtsaydık ne güzel olurdu…

Özgürlük kuşağı olarak adlandırdığımız ve zayi ettiğimiz 1968 kuşağı gibi günümüzde de Z kuşağı diyerek teslim olduğumuz çocuklarımızı ve gençlerimizi dijital bağımlılık, çoklu görev, anında tüketim gibi çoklu yalnızlığa ve bireysel yok oluşa düşürmeseydik ne güzel olurdu…

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi: “Türkiye’nin milli istikbâline, kendi benliğine, milli geleneklerine düşman olan bütün unsurlarla mücadele etmek lüzumu öğretilmelidir, İdeali ve ülküsünü yaşamak ve yaşatmak" ne güzel olurdu…

NE GÜZEL OLURDU…
NE GÜZEL OLURDU…

-¦---¦---¦-

Cafer AKIN / 19 Mayıs 2026