AYNILAŞMAK VE ESTETİK ÜSTÜNE...

27.06.2026 - Cumartesi 01:13

♦♦♦...Estetik kavramının insanoğluna kazandırdığı en önemli değer; duygu ve davranışlarımızın yüzyıllar içinde oluşturduğu maddi ve manevi değer olan, ahlaktır. Bu değer yok oldu mu aynılaşma başlar. “Bizim hırsız, Bizim çocuk, Bizim katil, Bizim partili” vs. gibi yok oluşlar...♦♦♦


Dostlarım, Motambo atasözü: “Kendine keskiler yapan el, şekil verirken taşa, kendini de keser.” Yani değişimi, kendi tabiatını özgün bir şekilde ortaya kor. Bakan hemen anlar. Bu Korint nizamı, bu İyon nizamı, bu Selçuklu, bu Osmanlı, bu Mısır, bu Endülüs… Bütün bu belirleyici özellikler sanatta bir kimliktir. Makamlar ve musikide böyle değil mi? Karadeniz’de horon, Ankara’da seymen, Aydın’da efe Yozgat’ta sürmeli… Türkü türkü Türkiye’mde…

Bugün, bu özgünlüğü gökdelenlerde bulamıyoruz. Sıra sıra ruhsuz çok katlı binalar birbirinin aynı. Coğrafyalar ayrı, stiller aynı… Ne yazık ki evrenselleşen bu aynılaşma milli kimlikleri yok ediyor. Önce renkler sonra modeller, aynı bedenler ve şekiller Paris’te, Milano’da belirlenir oldu… Sınırlar aşılarak insanları aynılaştıran bu belirlemeler iradeyi ve kimliği esir alıyor. İklime göre giyim özellikleri yok oldu. Ağustosta da, aralık ayında da aynı giyim özellikle sağlığı tehdit ediyor. Kent hayatından kırsala doğru aynılaşma hızla kayıyor. İletişim çağının getirdiği bağ ve bağımlılık, eğitim, kalite ve kontrol eksikliği dünyada tehdit haline gelmiştir. Aynılaşma adına intiharlar, aile dağılışları ve çoklu yalnızlık; yönetenleri, yeni kararlara ve politikalara mecbur kılıyor…

Hani, Atamız diyor ya: "Milli kimliğini kaybeden milletler, başka milletlere av olurlar.”
Tehlike büyük.
Tehlike büyük…

Türklük gurur ve şuuru yok oluyor...
İkinci büyük değişim ve anlam kaymasını estetikte yaşıyoruz…
Estetik, Suud Kemal Yetkin’in tanımıyla: ”İnsan ruhunu yücelten derin bir duygu ve düşünce birliğidir.”
Yine: ”Çıkarsız bir haz ve ruhsal bir doyumdur.”
Alexander Baumgarten ise: ”Estetik, güzel üzerine düşünme bilimidir.” der.
Yirminci yüzyıl da ise özellikle kapitalizmin getirdiği maddeyi, haksız rekabeti ve fiziki görünümü ve beni, ön plana çıkaran ideolojiler, estetiğin ruhunu; iç güzelliğini, sezgiyi, duyguyu ve hazzı yok ettiler.
Artık estetik, güzellik merkezleri, beden görüntüsüne cerrahi müdahale ile tanımlanır oldu…
Ne yazık ki verilere göre ülkemde cerrahi güzelleşme yaşı on dörde kadar indi…
Tehlike büyük…
Tehlike büyük…

Ön olabilirlik raporu alınmadan yapılan cerrahi müdahalelerde yüzlerce ölüm… Sakat kalma… Acil tedbir alınmalı…
Estetik, duyguları güzelleştirmektir… Fiziki müdahalelerle aynılaşmak değil…

Estetik sanatsal bir kavramdır. Hareketleri kontrol , güzel konuşma, ortak nezaket ve zarafet, ortak alanları paylaşma ve uzlaşma, ruh, beden, çevre temizliği ve bunu davranışlara yansıtma, sevinç ve üzüntü, göz yaşlarının aynı kaynaktan beslenmesidir. Aynılaşma ve benzeşmeden değil…

Aynı eğitimi almış üç kişiye sizce estetik nedir diye sordum.
Birincisi: “Fiziki kusurları gidermektir.”
İkincisi: ”Moda olan yüz ve beden şekline kavuşmaktır.”
Üçüncüsü diş hekimi bir Hanımefendi: ”Duygularımı ve kendimi iyi hissettirecek isteklerdir.” Biz olmak duygularını beslemek… Alkışlıyorum…

Ben ve benlik
Ben ve benlik …
Avcı kapıda ve tetikte…
“Tek boyutlu insan” yani tek tip insan, kimliksiz…
Herbert Marcuse’nin: “Tek boyutlu insan” düşüncesi bugün dünyaya egemen olmuştur.

Halbuki estetik: ”Güzelliğin ve sanatın tabiatını inceleyen disiplindir.” İsteğe bağlı cerrahi şekil değiştirme asla değildir. Günlük bilgi kirliliğinde olduğu gibi sadece operasyonel değişimde değildir…
Estetik bütün sanatlarda; ahenk, renk, uyum, oran-orantı ile duyguları besler...
Estetik, mimaride Koca Sinan, Frank Lioyd, Musikide Itri, Bethoven, Şiirde Baki, Oscar Wilde, sinemada Muhsin Ertuğrul, David W. Griffith gibi öncülerin sanatsal miraslarıdır… Her yüzyılı beslerler…
Estetik kavramının insanoğluna kazandırdığı en önemli değer; duygu ve davranışlarımızın yüzyıllar içinde oluşturduğu maddi ve manevi değer olan, ahlaktır. Bu değer yok oldu mu aynılaşma başlar. “Bizim hırsız, Bizim çocuk, Bizim katil, Bizim partili” vs. gibi yok oluşlar…

Çözüm: Milli, dini, ticari, evrensel ahlakı; evde, okulda, işte, ibadette, ticarette rehber olarak yaşamak ve yaşatmak…
Çözüm: Tek boyutlu insan projesine karşı milli birlik ve beraberliği sağlamak.
Çözüm: Aynılaşmaya, ayrışmaya, ötekileştirmeye, kapı açmayan politikalar geliştirmek.
Çözüm: Atamızın; “Nutuk“ adlı eserini okullarda ders kitabı olarak okutmak. Bu günü daha iyi anlamak…
Çözüm: Kavram, bilgi ve yetki kargaşalığını ortadan kaldırarak; Milli Eğitim, Kültür ve Turizm, Gençlik ve Spor Bakanlıkları milli -manevi-bedeni duyguları besleyen, edebiyat, halk oyunları, sportif faaliyetlerle milli kimliği şahlandırmaktır… Bilgi çağına böyle ulaşılır. Monte ederek değil…
Çözüm: Yönetime talip olanlar siyasi çıkarları bir tarafa bırakarak iktidar ve muhalefet olarak politikalarını; “BÜYÜK TÜRKİYE“ ideali ile Atatürk İlke ve İnkılapları ve Gençliğe Hitabe ışığında yapsalar güzel olur…
Çözüm: Ülkemin aydınları olarak; kılık ve kıyafette zarif, duyguda estetik, adalette eşit, ahlakta rehber ve kızıl elmaya bayrak olsalar ne güzel olur…
NE GÜZEL OLUR…
NE GÜZEL OLUR…

-¦---¦---¦-

Cafer AKIN / 27 Haziran 2026