Üyeye Önemi Hissettirilmeli
YSK, 31 Mart 2024 Mahalli İdari Seçimleri’nin iptaline yönelik yapılan itirazı reddetti

İKİ ÖKSÜZ'ÜN HiKAYESİ VE BABAM
Tarih 19 Aralık 2006... Kış zemheriye doğru çalmaktadır.
Saat 2.30. Gece karanlığının en koyu zamanı.
Kapı komşumuz Remzi Abi aradı:
- Yakup baban çok hasta. Hemen köye gitmen gerekiyor.
- Yoksa babam öldü mü Remzi Abi? diye sordum.
Apartmanın merdivenlerinden hızlı adımlarla indim.
İçime düşen sızı, gözlerimin dolmasına sebep olmuştu. çocukların yanında ağlamamak için kendimi zor tuttum.
- Çocuklar köye gidiyoruz, dedim.
***
Saat 17 civarıydı. Akşam karanlığı yeni çökmüştü. Babamı aradım:
- Baba iyi misin?
- İyiyim oğlum. Odundan geldim. Yoruldum biraz.
Bendeki serde deliliği biliyordu.
- Deli oğlan. Annen ekmek yaptı. Almayı unutma. Ha yanına pırasa ve kelem de koyduk.
Koca koca adamlar da olsak, kendi rızkımızı da kazansak onların gözünde hala çocuktuk. Bizleri korumak kollamak, ekmeğimizi, aşımızı düşünmek onlar için hep bir görevdi. Bir kuşun kanadı ile yavrusunu rüzgara karşı koruduğu gibi bizi hayatın tüm zorluklarına karşı hep korumak isterdi.
***
Bu diyalog babamla son konuşmam oldu. Ölüm meleği Azrail’in bir zemheri gecesinin karanlığında geleceğini ne ben bilebilirdim, ne de babam. Hak vaki olmuştu. Kocaman kahırları, yükleri 5 yaşından itibaren omuzunda taşıyan, yüreğinde yaşayan Orakçı Bekir, Öksüz Bekir artık ebediyete göçmüştü.
Babam henüz 5 yaşında anne ve babasını kaybetmişti. 13 yaşında bir abisi vardı. İki yetim, iki öksüz, sıkıntılarla, çaresizliklerle, yoksullukla yıllarca mücadele ettiler. 13 yaşındaki abi bir dilim ekmek bulsa koşa koşa 5 yaşındaki Bekir’e getirirdi. iki kardeş birbirlerine iyice sokuldular ve buldukları bir kuru ekmeği paylaştılar.
Babamın çocukluk yılları Türkiye’nin en zor yıllarıydı. İkinci dünya savaşı sonrasında köylünün ne yiyeceği ne de giyeceği vardı.
Evet, öksüzlük zorluktur, çaresizliktir. Hele hiç kimsenin elinde avucunda bir şeyin olmadığı devirde öksüz olmak daha da çilelidir. Karlı, buz gibi günlerde giydiğiniz eski püskü elbiseniz buz tutar. Lastik ayakkabınızın içinde çorap yoktur. Kaldığınız derme çatma ev, yağmur yağdığında üzerinize damla damla olur akar.

Dahası aç karına uyumak nedir, bilir misiniz? Hele çocukken gece üstünüzü örtecek birinin olmaması ne demek, hiç yaşadınız mı?
Dahası ağladığınızda, ağlamak istediğinizde nazlanacak birisinin bulunmamasının ne demek olduğunu bilir misiniz?
Tüm bunları Öksüz Bekir, abisi ile birlikte yaşadı.
Babam, Öksüz Bekir kendisinin üstünü örtecek birisi olmadığı için hep bizim üstümüzü örtmek istedi. Kendisine açlığını soran olmadığı için hep bizim aç kaldığımızı düşündü. Elimizde olduğu dönemlerde bile öksüzlüğün acısı ile her şeyini bize vermek istedi.
-Evlatlarım, aç ve açıkta kalmasın, derdi.
***
Babamın ölümünün acı bir hikayesi daha var. İki öksüz kardeşin bağları o kadar kuvvetliydi ki, koca koca adam olmalarına rağmen, birbirlerinden hiçbir zaman kopmamışlardı. Önce babam hakkın rahmetine kavuştu. Rahmetli amcam, babamın ölümünü bir türlü kabullenemedi. Düşünmekten ve üzülmekten ruh sağlığı bozuldu. Çok da uzun yaşamadı ve koşa koşa kardeşine gitti. O da hakkın rahmetine kavuştu.
Amcamın vefatı beni en azından babamın vefatı kadar üzmüştü. Dağ gibi iki adam, öbür tarafta tekrar bir araya gelmişlerdi.
***
Bu iki öksüzün yaşadığı Avlunlar Eze Köyü'nün vefakâr, yardımsever köylülerinden de bahsetmek istiyorum. Bu iki öksüz kardeşe sonuna sahip çıkmışlar.
Bunun için benim köyüm de köylüm de çok kıymetlidir. Normal şartlarda kavgayı severim ancak köylülerimi onları üzmek, onlarla kavga etmek hiç istemem. Düşünürüm de, belki öksüz iki kardeşe bir tas çorba vermişlerdir, bir dilim tekne dibi…. Onların bu iki öksüz üzerinde hakkı vardır da, evlatlarını, torunlarını incitirim, diye korkarım. Köyümün bu kadirşinas insanlarına da saygı da, sevgi de kusur etmemeye çalışırım.
***
Ben, zemherileri hiç sevmem. Çünkü benim babam bir zemheri günü hayata gözlerini yumdu. Zaten soğukta üşürüm, bir de içim üşüdüğü zaman tir tir titrerim.
Kapı kapı, yolun son kapısı ölümse;
Her kapıda ağlayıp o kapıda gülümse!
O demdeki, perdeler kalkar, perdeler iner,
Azrail’e hoş geldin, diyebilmekte hüner...
Evet, Necip Fazıl Kısakürek’in şiirindeki gibi inanıyorum ki, amcam ve babam bu dünyadaki yaşamları ile Azrail’e hoş geldin diyebilecek hüneri göstermişlerdi. Rabbim gani gani rahmet eylesin, mekanların cennet olsun.
Yakup ORAKÇI