GEZEREK GÖRDÜKLERİM ÜSTÜNE
YSK, 31 Mart 2024 Mahalli İdari Seçimleri’nin iptaline yönelik yapılan itirazı reddetti

GÖNÜL COĞRAFYAMIZIN ŞAİRİ NERMİN AKKAN ÜSTÜNE
Dostlarım, aslında şaire demem lazım ama ilk kadın şairlerimiz Nigar Hanım ve Şair Fatma Aliye Hanım alışılmış takdimine uyuyorum.
Değerlerimizin değerini, kıymetini yaşarken bilmek erdemdir. Ama zaafımız kel ölünce sırma saçlı; kör ölünce badem gözlü yaparız. Hani Mevlana diyor ya: “Kıymet bilmek kaybedince arkasından ağlamak değil, yaşarken sımsıkı sarılmaktır.”
Çok mu zor sarılmak, çok mu zor değerlerin değerini yaşarken bilmek.
İz bırakan değerler kolay yetişmiyor. Onlar gayri değil, ayrı özellikte kişiler. Farkları bıraktıkları eserler… Çağlar ötesine… İlk şairimiz Aprın Çor Tigin gibi…
Yunus gibi… Fuzuli gibi… Mehmet Akif gibi… Nermin Akkan gibi…
Tokat’ımız kültürel değerler yönünden çok zengin… Asırlardır: “Alimler konağı , fazıllar yurdu , şairler yatağıdır.”
Sanatların bütün dallarında çok önemli kıymetli değerler yetiştirmiştir. Sinemada Ömer Uğur, karikatürde Öznur Kalender, Heykelde Necati Kıvrak, Yaşayan insan hazinemiz Yaşar Güç ve niceleri…
Bu yazımızda Tokat’ın kalem ve kelam sahibi değerlerimize yanımızdayken sımsıkı sarılarak, edebiyatımıza ve gönül coğrafyamıza katkılarından dolayı şükranlarımızı arz ediyoruz…
İsmini yazamadıklarım beni af etsinler, Tokat’ı içerde ve dışarda temsil eden yaşayan değerlerimiz: Dursun Gürlek’i, Hasan Akar’ı, Hasan Erdem’i, Turan Yalçın’ı, Faruk Yücer’i, Aydın Balcı’yı, Emin Ulu’yu, Halil Pazarlı’yı ve Nermin Akkan’ı tanımayanlar tanısın istiyorum.
Divan-ı Lügat’it Türk: “Evdeki buzağı öküz olmaz.” Atasözünü şöyle açıklıyor: “Fazilet ve şeref bakımından yücelmiş, kendini geliştirmiş ve ispat etmiş kişi, büyüdüğü çevre tarafından aynı şekilde görülmez, hep o aynı küçük ve acemi kişi olarak kabul edilir.”
İstiyorum ki değerlerimize bu gözle bakmadan onları tanıyalım ve yüceltelim… Konu başlığımız Nermin Akkan ve diğerlerine sahip çıkalım…
Nermin Akkan 2 Ağustos 1955’te Tokat Almus Kadıköprü Köyü’nde doğar. İlkokulu köyünde, ortaokulu Turhal’da, öğretmen okulunu Amasya’da tamamlar. Öğretmen ve araştırmacı olarak MEB’dan emekli olur. Bu yıllar içinde şiiri hiç bırakmaz… Ulusal edebiyat dergilerinde şiirleri ve nesirleri sürekli yayımlanır.
Alper Tunga, Bilge Kağan, Çise Ayşe ve Ceren Güneş’in anneleri olmak mutluluğunu yaşıyor.
Burada sevgili Ceren Güneş’e bir ayrıcalık tanıyorum. Ceren Güneş down sendromlu doğar. Annesi O’nu eğitmek ve kendi kendine yeter hale getirmek için yurt içi ve yurt dışı formasyon eğitimi alır. İhtiyaç sahibi aile ve kurumlara danışmalık yapar. Birikimlerini: “Ceren’siz olmaz“ eserinde paylaşır…
Şiir ve nesirlerini: Hece Mavisi, Ayrıksı Çiçekler, Kimsesiz Şiirler, Sabahın Mısmıl Yüzü, Yayla Rüzgarı adlı eserlerde toplar.
İbn-i Haldun’un: “İnsan beyni değirmen taşına benzer , içine yeni bir şeyler atmazsanız kendi kendini öğütür.” Sözü Nermin Akkan’ı tanımlar. O anne, şair, gezgin, güftekar, öykücü, Ceren’le birlikte folklorcu ve Anadolu giysilerini kente taşıyan bir modacı… Değirmen hep çalışıyor yıllardır…
Bir çok şiiri bestelenen şairimizi bizim Ahmet Mithat Efendi’ye benzetiyorum. Hep aktif, hep üretiyor ve paylaşıyor…
Şiirlerinde: ”Çimen“ ve NA takma isimlerini kullanan şairimizde şiirin alt yapısı olan mısra düzeni, ölçü, kafiye ve kelime mimarisi çok sağlam ve özenli…
Öncelikle eski şiir geleneğine hakimiyetini Yunus’un: “Yunusun sözü /Doğrudur özü / Kan ağlar gözü / Aşkın elinden…” şiirinde gördüğümüz sehl-i mümteniye (Kolay görünen, söylemeye kalkınca zor olduğu anlaşılan söz sanatı) Nermin Akkan: “Tutunduğum dalımsın / Yanağımda alımsın /Dudağımda balımsın / Son demimde salımsın.” Şiirinde ustalaşır…
Yine Türk, batı ve doğu edebiyatlarında gördüğümüz aşk hikayeleri: ”Romeo Jüliet, Ali ile Nino, Leyla ile Mecnun, Kerem ile Aslı, Ferhat ile Şirin, Yusuf ile Züleyha“ gibi halk hikayelerini şairimiz: “Sen ki helalımsın benim/ Sensin yüreğimin eri / Sen Mecnunsun bende Leyla/ Yusufsun sen ben Züleyha…” örneğiyle Şeyyad Hamza ve Taşlıcalı Yahya gibi “Yusuf ile Züleyha" şairlerini anar…
Fransız şiirinde ve nesrinde gördüğümüz patetik anlatımı yani duyguları kelimelerin derin anlamlarında gizlemeyi en çok Cemil Meriç ve Necip Fazıl’da görüyoruz. Cemil Meriç’in: “Itır gülün sesi, ışık sonsuzun, gece ölüm konuşur karanlıklarda.” örneğini şairimizin: ”En kalabalık olduğum an /Kendimle kaldığım zaman / Yalnızlıktan ürktüğümde galiba / Sızlanıyor içimde ki acemi ozan…” şiirinde görüyoruz.
Şiirimizde umudun ötesi Kaf Dağı’dır. Şair Bozkurt şiirinde: “Kaf Dağından bir kutla getireceğim sana / Kaptırmadan yabana öz dilimi bozkurtla..” hedefi İlhami Albayrak’ta: ”Dünya kurulalı böyle olmadı mı / Kaf Dağı umut..” şiiriyle içlerindeki neden niçine cevap arıyorlar…
Sosyal ve milli konularda çokça şiir yazan şairimiz: “Ankara’ya varalım / Ata’ya selam duralım / Tokat’ta güzel olup / Yozgat’ta bıyık buralım…” dizeleriyle coğrafyayı vatan yapıyor….
Örneklerini batı şiirinde bizde ise “ İkinci Yeni” ve Nazım Hikmet’te gördüğümüz her dize bir kelimeye Nazım’ın: “Oku / Yaz /Boz /Bağır /Çağır /Bütün kuvvetinle nefes al..” şiirine nazire olarak: “Sevgi /Aşk /Onur /Emek/Sabır /Şükür / …yok yoksulun gönlünde…” şiiriyle piştiğini görüyoruz…
Hakkında ve eserleri üzerine lisansüstü çalışmalar yapılan kalem ve kelam erbabı Nermin Akkan’ı Tokat’ta tanısa ne güzel olur…
Valiliğimiz, Belediyemiz, Üniversitemiz; kültür etkinliklerinde yaşayan değerlerimizi onurlandırsalar ne güzel olur…
Yaşayan değerlerimizin eserlerini telif haksız basıp dağıtsalar ne güzel olur…
NE GÜZEL OLUR…
NE GÜZEL OLUR…
Cafer AKIN